PKK KURULUŞU

Tarihe Damgasını Vuran PKK’nin Kuruluş Öyküsü…

Mustafa Karasu – Cemil Bayık

PKK kurucularından Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Mustafa Karasu, kuruluşunun yıl dönümünde PKK Kuruluş Kongresini anlattı. Diyarbakır’da gerçekleştirilen kongrenin 23 katılımla iki gün sürdüğünü anlatan Bayık, PKK isim önerisinin Mehmet Karasungur’a ait olduğunu açıkladı. Kalkan ve Karasu da, PKK’nin kuruluşunun insanlığın özgürlük yürüyüşüne çok büyük bir katkı sunduğunu vurguladı.

Duran Kalkan

27 Kasım 1978 tarihinde kurulan, Ankara’da öğrenci gençlik arasında doğan, Kürdistan’a açıldıkça dalga dalga büyüyen, Kürt halkının var olma mücadelesinde büyük başarılara imza atan PKK’nin kuruluş öyküsünü Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Mustafa Karasu anlattı. PKK’nin kurucu üye ve önder kadroları Cemil Bayık, Duran Kalkan ve Mustafa Karasu, 20.yy.ın ilk çeyreğinde Kürdistan’ın bölünüp, parçalandığına sömürgeleştirilmiş bir ülke statüsünden daha düşük bir inkâr ve imha sistemi altına alınan bir toplumsal gerçekliği yaşadığına dikkat çekerek modern bir Kürt tarihinin yaratılmasında, Kürt halkının kimliğini, kültürünü ve kişiliğini PKK’nin 35 yıllık mücadelesinin ortaya çıkardığını vurguladılar. PKK’nin öncü kadroları şöyle konuştu:

Mehmet Karasungur

“PKK iki kelime ile sıfırdan başlayarak, 1970’lerin başında oluşan koşullarda Kürdistan’ın Kuzey parçasında doğup gelişen bir Önderliksel doğuş ve gelişme sürecidir. Hem ideolojik teorik ve hem de örgütsel eylemsel bakımdan giderek gelişen bir parti hareketi haline gelen bir oluşumdur. Aslında bir toplumsal gelişme süreci olarak değerlendirmek daha uygundur. Buna denk düşen siyasal askeri kültürel birikimi ifade ediyor. Kürdistan üzerinde özellikle Türkiye yönetiminin çok katı bir yok etme hareketi var. Türkiye özellikle ABD ile ilişkisi olan bir NATO üyesi olarak kapitalist devletçi dünya egemenlikli sisteme kendisini dayandırıyor. Dünyanın birçok yerinde sömürgecilik yıkılsa, sömürgeler siyasi bağımsızlığına kavuşsa da, Türkiye bunlara dayanarak Kürtler üzerindeki yok etme uygulamalarını baskı ve asimilasyon yöntemleri ile yürütebiliyor.”

PKK BİR TEPKİ HAREKETİ OLDU

Kürdistan’ın bölünüp sert bir katliam ve yok etme sürecine karşı PKK’nin bir tepki ve özgürlük hareketi, örgüt ve eylem gücü olarak doğup gelişen bir hareket olduğunu belirten PKK kurucu üyeleri devamla şunları vurguladı. “ABD, Sovyet çatışmalarının zirvede yaşandığı, ulusal hareketlerin en ileri düzeyde geliştiği, reel sosyalizmin yetmediği yerde ’68 devrimci hareketi Türkiye, İran gibi Ortadoğu ülkelerinde devrimci gençlik biçiminde yansımasını buldu. Güney Kürdistan’da aşiretçi isyan geleneği sürmüş ve bir yenilgi almıştı. Türkiye’de Kemalist sisteminin tekçi düşünce ve politika yapısının aşılarak yeni ideolojik akımların, siyasi örgütlenme ve mücadelelerin gelişmeye başladığı bir ortamda PKK oluştu. Böyle bir ortam Kürdistan üzerindeki baskı ve egemenlik Kürt toplumunda belli bir değişikliğe yol açtı. Ekonomik bakımdan feodalizmin biraz parçalandığı, kapitalizmin kısmen girdiği, sosyal yapıda kısmi ayrışmaları ortaya çıkarmıştı. PKK yeni arayış ve düşünce akımların gelişmeye başlaması için ekonomik ve sosyal zeminin oluşmaya başladığı bir sürecin ürünüdür. Bu koşullar özelikle Kürdistan’dan Türkiye okullarına giden gençlik üzerinde etkide bulunuyordu. Toplumda oluşan yeni sosyal gelişme ve arayış yankısını en çok bu gençlik üzerinde yaratıyor. Aydın gençlik kesimine dayalı yeni arayışlar, ideolojik doğuşlar guruplaşmalar ortaya çıkmaya başlıyor. PKK’ de bu gelişmenin bir ürünü olarak doğup gelişen düşünce akımlarından birisidir. Ulusal çelişkiyi sosyal çelişkilerle birleştirip çözmeyi Kürdistan koşullarında bir gereklilikten öte, bir zorunluluk olarak görüyor. Bu yönüyle birçok düşünce akımından ayrılıyor.

Kürdistan’ı sadece bir sosyal çelişki içinde gören ve Türkiye’nin bir uzantısı gibi ele alan dolayısı ile sosyal devrim ön gören Türk sol kaynaklı akımlardan ayrılıyor. Bu yaklaşımların sosyal şovenizme götürdüğünü tespit ediyor. Önderlik gerçeği Kürtlerde sosyal çelişkiler geliştiğini, ancak ulusal çelişkinin çözümü sosyal çelişkinin çözümü ile ele alındığı ölçüde gelişebileceğini tespit ediyor. Bu yönüyle milliyetçilikten de kopuyor. İdeolojik doğuşu emekçi halka dayalı bir ulusal demokratik hareket olarak gelişmeyi ön gören bir düşünsel akımdan oluşuyor. Önder APO böyle bir düşüncel doğuşla Kürdistan da ortaya çıkan arayış sürecine cevap veriyor. Bunu aydın gençlik içinde propaganda ederek bir ideolojik gurup oluşturmayı başarıyor.”

PARTİLEŞME İHTİYAÇTAN DOĞDU 

Metropollerde doğup, gelişen bu grup 76’ların ortasından itibaren Kürdistan’ın Kentlerine yayılarak hızla bir gençlik hareketine dönüştüğünü söyleyen PKK’nin öncü kadroları, şu hususlara dikkat çektiler: “Kürt kimliğine sahip çıkan duruşunu tehlikeli bulan devlet onu sert bir yönelimle karşılıyor. Gurubun öncülerinden Haki Karar 18 Mayıs 1977’de Antep’te devletin istihbarat güçleri tarafından katlediliyor. Buda gençlik hareketini bir ideolojik akım olmaktan çıkarak, siyasallaşma, halklaşma yönünde kamçılıyor. Bu temelde giderek, silahlı çatışmayı da içeren bir pratik mücadele ile gençlik hareketi halka doğru taşıyor. Polisle feodal yapı ve gerici güçlerle çatışmaya başlıyor. Hilvan’daki mücadelenin başarısı gençlik hareketini halk kesimlerine taşırıyor. Bu bir partileşmenin en temel gerekçesi oluyor. Böyle bir hareketin sorumluluğunu ancak bir parti taşıyabilir, yönlendirerek ve ilerletebilir. Bu gerekçeler 27 Kasım ’78’de iki günlük bir kongre ile PKK’nın resmi bir parti olarak kuruluşuna hareketi götürdü. Parti gerekçesi bu oldu. I.Kongrede Önderlik Partileşmenin, parti kuruluşuna gitmenin en temel gerekçesini şöyle koymuştu ‘Şimdiye kadar bir gurup ve gençlik hareketiydik. Örgüt olmadan da öncü bir kişinin çabası ile de yürütmek mümkündü. Ama artık bir halk hareketi haline geldik, gençlik dışına taşarak halka ulaştık, halkı harekete geçiren bir olgu haline geldik. Sadece propaganda çalışması değil, siyasal askeri mücadele durumu yaşanıyor. Böyle bir hareketi bir kişinin sorumluluğu üstlenerek yürütmesi mümkün değildir. Böyle bir mücadeleyi örgütsüz, amatör ve gevşek bir örgütlülüğe dayalı bir gücün başarı ile yürütmesi mümkün değil. Bunun için partileşerek sorumluluğu daha geniş kesimlerin alması gerekiyor. Profesyonel bir parti haline gelmek gerekiyor ki, böyle bir hareketin sorumluluğunu yüklenebilelim.’ İste PKK’nın kuruluş gerekçesi budur.”

KARASU: PKK ROLÜNÜ OYNADI 

APO’cu hareket kadrolarının emekçi ve yoksul halk tabakasından geldiğini belirten PKK’nin ilk kadrolarından Mustafa Karasu, “Kadrolarının sınıf karakterleri üzerinde şekillenen PKK sürekli sosyalizm düşüncesini savunarak halkların özgürlük ve demokrasi mücadelesinde öncü rolünü oynadı” dedi. “PKK’nin Kemal Pir, Mazlum Doğan, Haki Karer ve Mehmet Hayri Durmuş gibi hareketin ilkelerini benimsemiş, APO’cu gurubun yaşam ve mücadele felsefesine, örgüt anlayışına ve yoldaşlık ilişkilerine uygun kişilikleri temsil eden bir öncü militan kadroların şahıslarında şekillendiğini” belirten Mustafa Karasu, “Bu arkadaşlarda somutlaşan militan özellik ve devrimci çalışmalara yaklaşım temelinde büyük bir moralle her koşulda başaran APO’cu hareketin temellerini oluşturdu. Önder kadrolardaki bu özellikler Önderliğimiz tarafından kazandırılan özelliklerdir” diyerek şöyle devam etti. “Bu arkadaşların tümünü yakından tanıma şansım oldu. Dönüp geriye baktığımızda bu hareketin neden bu kadar gelişim gösterip, Kürdistan’da etkin hale geldiğini ve Orta doğuda büyük bir güç haline dönüştüğünü, halkların özgürlük ve demokrasi özlemini bu gün halen büyük bir istekle ve coşku ile neden temsil ettiğini bu arkadaşların duruşlarını göz önüne getirdiğimizde çok iyi anlıyoruz. Onların kişiliği gelişmenin bu noktaya gelmesini açık bir biçimde izah ediyor. İlk başlarda bu öncü kadroların duruşlarının tarihsel sonuçlar yaratacağı gerçekliğini bizlerde yeterince fark edememiştik.”

       Kemal Pir                   Mazlum Doğan              Haki Karer              DR. M. Hayri Durmuş

İLKELİ VE DEVRİMCİ İNSANLARDI 

“Türk olan Haki ve Kemal’in yoksul sosyal bir kesimden geliyorlardı. PKK ve APO’cu hareketin yaşam kültürü ve tarzını belirlemede çok önemli etikleri oldu” diyen Karasu şöyle devam etti. “Haki yoldaşın yaşamı bizim yaşam kılavuzumuz, manifestomuz olmuştur. Yaşamı ve duruşu ile bu hareketin geleceğini etkilemiştir. Tamamen halk için yaşayan, zorluklar ortamında mücadele etmeyi devrimciliğin temel ilkesi olarak gören, yoldaşlık ve arkadaşlık ilişkilerinde çok canlı olan ve duruşu ile bir sevgi ortamı yaratan özelliklere sahipti. İster küçük, ister büyük hiçbir işi küçümsediğini kimse görmemiştir. Sorunlar karşısında her zaman ilkeli tavrını koymuş, ama yaşam içinde arkadaşlıklarından tek bir kişiyi bile incitmemiştir. Yaşam örgüt ve mücadele anlayışında en iyisini yaparak, bir iş yapıldığında eksik yapılmaması gerektiğini bizlere duruşu ile göstermiştir. Bu özellikleri parti kültürünü geliştirmede önemli rol oynamıştır.

KEMAL HAMLE YAPTIRDI 

Kemal Pir yoldaş, özellikle bizim gibi yeni ortaya çıkan bir hareket için gerekli olan militanlığı duruşu ve pratiği ile vermiştir. Böyle bir hareket ancak büyük bir coşku ve inançla büyük hamleler yapabilirdi. İlk çıkan bir örgüt vasat bir tarz, sıradan yaklaşım, heyecansız ve coşkusuz bir duruşla hamle yapamazdı. Kemal Pir coşkusu, heyecanı, militan kişiliği ve sevgi dolu yoldaşlığıyla harekete bir ruh ve ivme kazandırdı. Önderlik bugün bile Kemal Pir militanlığından bahsediyor. Bu yönleriyle hareket Kemal Pir’in militanlığına çok şey borçludur. Kemal Pir militanlığı olmasaydı küçük bir gurubun kısa sürede her tarafta itibarlı ve büyük gurup haline gelmesi düşünülemezdi. APO’cu gurubun militanlığını sürükleyen, heyecan ve coşkusunu ayakta tutan böylelikle eksiklikleri heyecan ve coşkudan aldığı sinerji ile tamamlayan her türlü zorluklara karşı mücadeleci hale getiren bir özelliği vardı. Suruçlu gençlerin ‘Kemal Pir Suruca girdiğinde biz sanıyorduk ki, Kürdistan’da hemen gerilla savaşı ile mücadele başlayacak ve devrim kısa sürede gerçekleşecekti. Onun duruşu, heyecanı, bizimle konuşması böyle bir güç ve izlenim veriyordu’ değerlendirmesi vardır. Gurup aşamasında gençliğin böyle etkileyici kişiliklere ihtiyacı vardı. Kürt gençliği Kemal Pir’den çok etkilenmiştir. Gençlik Sembolümüz olan Ali Çiçek bir Kemal Pir hayranıydı. Kemal Pir çok pratik zekâlıydı. Sezgisi çok güçlüydü. Mazlum da kitap okurdu, ama Kemal ondan az okumazdı. Kemal Pir yetkiye bakmadan her işi yapardı. Her işte kendisini sorumlu görürdü. O gerçek bir partiliydi, örgüt ile ilgili her şeyi sahipleniyordu. Kemal Pir her şeyi sahiplenen ve yapan, ama bunu yetki ve mevkie dayandırmadan, bir partili militan sorumluluğu ile yapan örnek bir militandı. Önderliğimiz bu nedenle Kemal Pir militanlığına vurgu yapmaktadır.

MAZLUM ÇOK OKURDU 

Mazlum arkadaş çok okuyan ideolojik yoğunlaşması yüksek bunun yarattığı derin bir birikim ve kişilik şekillenmesi ortaya çıkmıştı. APO’cu gurubun ideolojik ilkelerinin korunmasında, hareketin kadrolarının bu yönlü bir refleks kazanmasında Mazlum arkadaşın duruşu çok önemliydi. Mazlum arkadaşta bulunan özellikler tamamen önderlik gerçeğinin birer yansımasıydı. Mazlum arkadaş ‘ben öğrenciyken öğrencilerin bazıları sağlık kolu, bazıları sınıf başkanı olurdu. Ama ben hiçbir sosyal etkinlikte görev alamayacak kadar inisiyatifsiz bir kişiydim, kavgacı değildim. Ama APO’cu olunca eskinin tersine bir kişilik kazanarak böyle militan bir harekete ve bir halka öncülük etmeye çalışıyoruz. bana bu özellikleri APO kazandırdı’ diyordu. Mazlum arkadaş ilkelerinde katıydı. Hayri arkadaşın ise çok politik ve örgütçü bir yapısı vardı. Hayri arkadaş henüz cezaevine gelmemişti. Mazlumla birlikte, poliste biraz zayıflık gösterenleri örgütten uzaklaştırma kararı alıyorduk. Hayri arkadaş geldikten sonra bizim bu katı yaklaşımımızı gördü ve zayıflık gösterenleri eğitip güçlendirmek gerektiğini belirtti. Bu Hayri’nin yaklaşımıydı.”

ÖCALAN’LA İLK KARŞILAŞMA

APO’cu gurupla tanışmasının gurubun bazı özelliklerini ortaya koymada önemli olduğunu belirten Mustafa Karasu anlatımlarını şöyle sürdürdü: “Sol harekete ilk ilgi duymam İstanbul Cevizlide bulunan singer dikiş fabrikası işçilerinin 1970 yılında yaptığı grev sırasında başlamıştı. O dönem İstanbul’da lise öğrenciydim. İstanbul gibi bir ortamda yoksullar ile zenginler arasındaki farkı görmemiz sonucu sol düşünceye ilgi duymuştum. Mahir Çayan ile Hüseyin Cevahir Maltepe de vurulup getirilişlerine şahit olmuştum. Bu olay beni derinden etkilemişti. Bu duygularla Ankara’ya gitmiştim. Sıkıyönetim koşullarında sol gençlik içinde, özellikle THKO’ YA sempati duyarak içlerinde yer aldım. Bu süreçte APO’cu hareket yeni ortaya çıkıyordu. Önder APO’yu Mamak cezaevinden ilk çıkmış saç ve sakalı kesik olarak uzaktan görmüştüm. Tarihini tam hatırlamıyorum ama ’73 yılı sonu yada ’74 yılı başı olabilir, okulumuzda öğrenci temsilciliği seçimi oluyordu. Birçok aday vardı. Devrimcilerin desteklediği aday Mehmet Uysaldı. THKPC adayı idi. Bir dönem CHP gençlik kolları başkanlığını da yapan Rize’li Zeki Alçın’da okula gelmişti. Kimi desteklediğimi sordu. Devrimcilerin adayı olan Mehmet Uysalı desteklediğimi söyledim. Bana ‘sen onları destekliyorsun ama onların başında Urfalı, Kürtçü APO var.’biçiminde bir değerlendirme yaptı. Sol düşünce ile tanışmamız yeniydi. Kürt sorunu hala benim için dikkatimi çeken, ilgilendiren bir konu değildi. Zeki Yalçının bu açıklamalarını sorgulayarak bu yaklaşım içinde olan kimdir, dedim. Birisi okul koridorunda volta atan Önderliği bana gösterdi. Selam vererek konuşmak istediğimi söyledim. Önderlik buyur dedi. Ben ‘öğrenci temsilciliği seçimi oluyor, Mehmet Uysalı sosyalist ve devrimci bir aday olduğu için destekliyoruz. Ama sizler için Kürtçülük söylemleri var. Bana göre bu doğru değil, biz sosyalistiz, Türkiye’de sosyalist bir devrim yaparsak Türk’te, Kürt’te kurtulmuş olacaktır. Kürtçülük adına farklı bir arayışa girmeyi doğru bulmadığımı’ belirttim.

MAHİRLERİ UNUTTURMAK İSTİYORLAR 

Daha devrimcilikte yeniydim ve sosyalizm kavrayışım da yüzeyseldi. Köyümüzde Türklerle birlikte yaşadığımızdan dolayı Kürt olduğumu biliyorum. Ama henüz Kürt sorunu ile tanışmamışım. Dedem askere gitmemişti. Köydeki Türkler 70 yaşındaki dedemi ihbar ederek askere göndermişlerdi. Bu bende Türklere karşı bir tepki ortaya çıkarmıştı. Ancak çatışmalı bir ortamdan da gelmemiştim. Önderlik bana ‘biz Denizlerin, Mahirlerin anılarını yaşatmak istiyoruz. Bizim yaklaşımımız budur. Onlar ise reformist inkârcı bir yaklaşım içindedirler, Deniz ve Mahirlerin mücadelelerini unutturmak istiyorlar. Onun için bu tür sözler söylüyorlar’ şeklinde bir izahat yaptı. Söyledikleriniz doğrudur, Mehmet Uysal bu devrimci Önderlerin anılarını yaşatma çabası içinde olacağı için destekliyorum. Biz sosyalistiz Kürt Türk ayrımı biçimindeki düşünceleri doğru bulmuyorum biçiminde ısrarımı sürdürünce Önderlik tekrar bana aynı cevapları verdi. Kafamda kuşkularla oradan ayrıldım. Ama yinede Mehmet Uysalı desteklemeye devam edeceğimi belirttim.

 

 – Deniz Gezmis –               – Mahir Cayan -

APO’CU HAREKET YOKSULLARIN HAREKETİYDİ

APO’ hareket baştan beri sosyalist yaklaşım içinde devrimci söylemleri öne çıkaran, yoksullardan yana bir hareket olarak sol yelpazede yerini almıştı. Devrimci gençlik içinde sosyalizm ve Kürt sorunu üzerine tartışmalar artınca bende Kürt sorunu ile ilgilenmeye başladım. Okulumuzda Dersim’li arkadaşlarım vardı. Ali Haydar Kaytan ile önceden de belli bir arkadaşlığımız vardı. APO’cularla ilişkisinin olduğunu biliyordum. 1974’ün sonlarında ilişkide olduğum Dersim isyanında ailesi katliama uğrayan ve sürgüne gönderilen Alişer Gürgöz üzerinden ilişkilenmeye başladım. Konuştuğum arkadaşlar Önderliğe kendilerinin düşünceleri konusunda bir netliğe doğru gittiğimi ve bir karar verme sürecini yaşadığım bildiriyorlar. Önderlik de gelsin görüşelim diyor. Tamam dememe rağmen verdiğim randevulara gitmiyor atlatmaya çalışıyordum. Sıkıştırdığımda bir randevu daha veriyordum. Bu kovalamaca iki aydan fazla sürdü. Bir gün otobüs durağında beni görüp, niye randevularına gelmediğimi sordular. İşim çıktı sonra gideriz dedim. Ancak yakamı bırakmadılar. Bir araca binerek Önderliğin yanına götürüldüm. Önderlik bana ‘Kürt gencisin ve devrimci iddiaların var. Kürt sorunu konusunda düşüncelerimize ilgi duyuyor ve doğru buluyormuşsun. O zaman Kürt halkının içinde bulunduğu bu durum karşısında tavrını netleştirmen gerekir’ biçiminde beş on dakika konuştu. Bunun üzerine tamam dedim.”

‘AHLAKİ SORUMLULUKTAN DOLAYI PKK’Lİ OLDUM’ 

“THKO sempatizanlığından geliyordum. Denizlerin militanlığı bizi etkilemişti. Hüseyin İnan’da komşu köylümüzdü diyen Karasu “APO’cu gurubun devrimcilikte ciddi, kararlı bir gurup olduğunu görüyor ve bu militanlıklarından etkileniyordum” değerlendirmesini yapan Karasu devamla şunları söyledi: “APO’cular kararlı duruşlarıyla Türk solu ile farklı oldukları göze çarpıyordu. Düşüncelerini doğru bulmama rağmen, yaşam arzularımdan, küçük burjuva kişiliğinden, okul ve aileden kopmak istemememden dolayı APO’cu guruba katılmada tereddüt gösteriyordum. Ancak doğru bulduğum düşüncelerin ahlaki sorumluluğu ile örgüte katıldım. Benim bu katılım gerçeğim PKK’nin nasıl bir örgüt olduğu, nasıl bir yaşam tarzı ön gördüğünü, kadro ve militanlarının örgüt anlayışı, mücadele tarzı ve yaşam felsefesini nasıl oluşturduğu konularında iyi bir örnektir.”

HAREKET DÜŞÜNCE OLMAKTAN ÇIKMIŞTI

Partileşme sürecinin 18 Mayıs l978 tarihinde Antep’te ajan bir örgüt tarafından hareketin önder kadrolarından Haki Karer’in vurulmasıyla başladığını vurgulayan Mustafa Karasu şunları ifade etti: “Görevli olarak İstanbul’da bulunduğum için PKK’nın I. Kuruluş kongresine katılamadım. Ama bir partileşme sürecinin başlatıldığını biliyordum. Partileşme süreci Haki yoldaşın şahadetinden sonra gündeme geldi. Haki’nin cenazesiyle birlikte Ordu’nun Ulubey kazasına gitmiştik. Cenaze törenine birçok sol ve devrimci örgüt militan ve taraftarı katılmış, en yüksek düzeyde sahip çıkmışlardı. Dönüşte Önderlik bizimle görüşerek ‘Haki’nin anısına böylemi yaklaşılır, siz ciddi bir tören yapmamışsınız, Haki büyük bir devrimcidir, onun kişiliği ve devrimciliğine yakışır bir tutum göstermemişsiniz. Bu arkadaşın anısına mücadele geliştirilir. Oradaki törende göstereceğiniz duruşunuzla büyük bir mücadele geliştireceğinizi hem ailesi ve halka, hem de törene katılan sol guruplara göstermeliydiniz. ‘Hakinin şahadetinden sonra, Önderlik bu düşünce için değerli bir arkadaşlarımız şehit düştü. Söylediklerimiz bir düşünce olmaktan çıkmış bir dava haline gelmiştir. Bu düşünce için canını veren insanlar ortaya çıkmıştır. PKK düşüncesinin dava haline gelmesinin en büyük etkeni şehitlerimiz oluyor.’ Önderlik onun için ‘PKK şehitler partisidir’ derdi. Bu nedenle her şahadetten sonra çalışmalara ivme kazandırdı. Haki arkadaşın şahadeti partileşme ihtiyacının ateşleyicisine dönüşerek ihtiyaç olan araştırmalar yoğunlaştırıldı. Birçok parti deneyimleri program ve tüzükleri incelendi. Kongre gerçekleşmeden önce İstanbul’a Kürdistan Devriminin Yolu manifestosu gelmişti. Okuyunca bunun bir parti programı olduğunu ve kuruluşunun yakında gerçekleşeceğini anlamıştık. Kongrenin kuruluşunu duymamıştık ama manifesto bizi heyecanlandırmıştı.’’

‘HERKESTEN FARKLIYDIK’ 

‘’Mehmet Celal Bucak’ın vurulduğu gün ilan edilen PKK I. Kuruluş Kongresi parti yapısı ve halkta heyecanla karşılanmıştı” diyen Mustafa Karasu “Partileşmeyi söylemesek de İslamiyet’te sahabeler, Hıristiyanlıkta havariler gibi olma olarak ele alıyor ve bu duygularla çalışıyorduk” değerlendirmesini yaptı. Karasu şunları dile getirdi: “Bu resmi ilan ile birlikte artık PKK’liydik. Bunu propagandalarımızda ya da duvarlara yazı yazarken üstüne basa basa Parti ya Kar keren Kürdistan diyerek farklı olduğumuzu herkese gösteriyorduk. Kürdistan’da artık önü alınamaz yeni bir tarihin başlangıcını yapmıştık. PKK’nin kuruluşu ile hem farklı olduğumuzu anladık, hem de sorumluluk duygumuz gelişmişti. Partileşme demek aynı zamanda bir işe en yüksek derecede sahiplenmek demekti. Bunu yaşayarak öğrendik. Bundan dolayı her parti kuruluş yıl dönümü bizlere yeni bir heyecan veriyor. Daha bir coşkuya kapılarak, tazeleniyoruz. Bir hareket olarak yıllar geçtikçe tarihi eski tecrübeli bir partinin üyesi ve militanı olmak insana büyük heyecan veriyor. Kuruluş yıldönümünde halkımızın PKK ve onun Önderliği etrafında kenetlenmesi bizlere ayrı bir moral ve çalışma azmi veriyor. Halkın efsane gördüğü, Kürdistan’ın dört parçasında mücadele yürüten bir hareketin üyesi olmak bir ayrıcalıktır. Her yıl dönümünde yaşananlar bir sinema şeridi gibi gözlerimizin önünden geçerek anılarımız tazeleniyor. Hiçbir şeyi olmayan küçük bir guruptan, bugün böyle büyük bir hareket olmak insanı gururlandırıyor. Yine her yıl dönümünde bu gelişmeleri yaratan şehitlerimizi gözlerimizin önüne getiriyoruz. PKK ve ortaya çıkarılan halk gerçekliği şehitlerimizin iğneyle kuyu kazarcasına ortaya çıkardığı bir yaratımdır. Her yıl dönünde Hayri arkadaşın sözünü mutlaka hatırlıyoruz. Şahadete giderken bile ‘mezarıma borçlu yazın’ demişti. Bu yoldaşların yoldaşı olmak kadar güzel bir şey olabilir mi?”

KALKAN: ONUR DUYULACAK BİR TARİH 

Kürt halkının kimliğini, kültürünü ve kişiliğini bu hareketin ortaya çıkardığını belirten PKK’nin kurucularından Duran Kalkan ise, “Partileşme tarihimiz yarattığı gelişme ve kazanımları nedeniyle halkımız ve hareketimiz açısından onur duyulacak bir tarihtir. Çünkü PKK şahsında Kürt halkı yeniden yaratılmıştır” dedi. PKK’nın yeni bir kuruluş yılına girmesinin anlamlı olduğunu vurgulayan Kalkan şunları belirtti: “PKK bir yandan gençlik ruhu, dinamizmi ve heyecanını kaybetmiyor, birçok işi başarı ile yapmayı da ifade ediyor. Aslında gençliğin belki fiziki bakımdan aşınmaya yüz tuttuğu, ama aynı zamanda gençliğin bilinçlendiği, irade kazandığı ve olgunlaştığı güç kazandığını bir çağı ifade ediyor. Bugün PKK çok daha güçlü, başarı ile iş yapma imkânı ve gücüne sahiptir. İnsan daha büyük bir güven duygusunu ediniyor, güç kazanıyor. PKK ile olmak her zaman büyük bir heyecan ve coşkulu bir yaşam içinde olmak ve geriyi görmeden, sağa sola bakmadan bir yarışta koşuyor gibi olmaktır. PKK gençliğin bir coşku ve heyecan hareketi olarak doğdu. Cesaret ve fedakârlık hareketi olarak gençliğin özverisine, paylaşımcılığına, dinamizmine ve heyecanına dayanıyor. PKK’ yi PKK yapan öz kesinlikle budur. PKK’li olan bu ruhu her zaman taşır.

PKK BİR SINIF PARTİSİ DEĞİL 

PKK’nin yaşlanması gibi bir durum olamaz. Çünkü yaşlıların anlayışı ve tutumlarıyla oluşan bir parti değildir. Her ne kadar işçi partisi adını almışsak bile bir sınıf partisi de değildir. Parti ve harekete damgasını vuran en temel etken gençlik etkenidir. Gençliğin arayışı, ruhu, özlemleri ve temizliği cesareti ile PKK oluştu. Daha sonra gerilla hareketi biçiminde doğal olarak hep gençlerden oluştu. Partinin kadrolaşma zeminini uzun süre çok büyük ölçüde gençlik oluşturdu. Şimdi hareket olarak bu ruhu devam ettiriyor. PKK insanlığın özgürlük yürüyüşüne çok büyük bir katkıyı ifade ediyor. Bu yeni kuruluş yıl dönümünde herkes tüm ilerici demokrat ve sosyalist güçler Kürt halkı, gençliği ve dostları böyle bir coşku ve heyecanla kutlamalıdır. Binlerce PKK şehidi gözünü kırpmadan her şeyini mücadeleye verdi. Her şeyini bu örgüte veren Önderliğin bu yeni kuruluş yıl dönümünde esareti bizlere acı veriyor. Ama Önderliğin belirttiği gibi ‘tarihi komplolar gelişmeleri durdurmaz, hızlandırır’ yaklaşımından hareketle komploya karşı daha fazla mücadele etme sorumluluğunu taşıyoruz. Bu temelde herkes için PKK’nin yeni mücadele yılı kutlu olsun diyorum. PKK bir şehitler partisidir. Bu vesile ile şehitlerimizi de anıyoruz.”

ZORUNLULUKLAR KONGREYE GÖTÜRDÜ

PKK I. Kuruluş Kongresine giderken kadrolarının çok fazla ileriyi gördüklerinden söz edilemeyeceğini belirten Duran Kalkan, “Koşulların getirdiği zorunluluklardan kaynaklı olan bir kongreye gidildi. Önderliğin Kongrede en çok sorguladığı husus gelişen mücadeleye kadro cevap olabilir mi? Hususuydu.” şeklinde konuştu.

Kalkan devamla şunları söyledi. “Önderlik Kongre boyunca şunlara dikkat çekti. Hareket gelişip büyümüş. Hilvan’da silahlı çatışma yaşanıyor. Bu gelişmeler durdurulamaz ve zayıf yaklaşımlarla da ilerletilemezdi. Güçlü bir yaklaşımla bu durumu ilerletmek gerektiğini belirterek, bunu kim ve nasıl yapabilir sorusunu sorguladık. Bunu ancak güçlü bir parti yapabilirdi. Ancak mevcut kadro düzeyi böyle bir parti yapmak için yeterli midir? Bu kadar ciddi bir mücadeleye yürütme gücüne sahip midir? Kongre boyunca Önderlik bunu sorguladı. Çeşitli değerlendirmeler ve çözümlemeler yaptı. Ama endişe duyduğu nokta acaba mevcut kadrolaşma düzeyi ve insan yapısı kongreye katılan katılmayan kadrolaşma, bir parti oluşturmak için ne kadar yeterliydi? Önderlik partileşmeyi önemsiyor, ciddiye alıyordu. Başkalarının yaptığı gibi masa başında bürokratik bir kuruluş olarak bakmıyor, Partileşmeyi bir program ve tüzük olarak değerlendirmiyordu. İş yapmazsa feshedersin, veya başarılı olmaz yenilir gider. Ne feshetmeyi, ne de yenilip gitmeyi kendisine yediriyordu. Önder APO partileşmeyi bir sürecin yürütülmesi olarak alıyordu. Ve bunda mutlak başarılı olmasını gerekli görüyordu. Şundan hep kaygı duyuyor ve söylüyordu da ‘kendimize bir parti deriz ama gereklerini yerine getiremezsek tarih karşısında gülünç duruma düşerek palyaço gibi oluruz’ diyordu. Eğer bir partileşmeye karar verirsek mutlaka başarıya gitmemiz gerekiyor. Dolayısıyla bu ruhu ve anlayışı vermeye, katılanları buraya çekmeye parti gerçeğini böyle ele almaya çalışıyordu. Önderliğin bu tutumu çabaları kadroda bir duyarlılık ve yoğunlaşma getiriyordu.”

AYRIŞMALAR DA YAŞANDI

PKK I.Kuruluş Kongresine katılımların çeşitli eğilimler biçiminde yansıdığını belirten Kalkan şunları vurguladı: “Önderliği daha çok anlayan, anlamaya çalışan kendinde güç istek ve irade oluşturan yaklaşımlar, Önderlik gerçeğine en yakın olan Önderliği en ileri düzeyde izleyen militan gerçekliği ifade etti. Bir militan çizgi olarak var oldu. Büyük partileşme akımını geliştirdi. Kadrolaşma düzeyi yarattı. Diğeri ise hem parti içinde kalarak bir şeyler yapan ama hem de partileşmenin gereğini yerine getiremeyen, bazı başarılı çalışmalar yapsa da bazı dönemlerde zayıflık ve başarısızlıkların nedeni olarak ortaya çıktı. Sonuncusu ise kopuşları getirdi. Yani geçici yol arkadaşlıkları olarak ortaya çıktı. Karşılaştığı ilk zorluk anında kopuşa yol açıt. İhanete, tasfiyecilik ve provokasyona gitti. Hareketten kopma, harekete zorluk çıkarma, hareketi saptırma gibi karşıt çizgi ile birleşen bir sonucu yarattı. Bunlar çok ileri düzeyde ayrışmalara da gittiler. Önder APO 90’ların başında bunu, kontra parti, orta parti ve gerçek PKK olarak üç partileşme biçiminde tanımladı.”

PARTİLEŞME ÖZGÜRLÜKTE ISRARDI

1978’e gelindiğinde sürecin giderek hem teorik gelişme, hem de partileşmeyi zorunlu kıldığını, bundan dolayı da bir adım atılarak ilerleyecek, ya da duraksamaya girerek kendisini tekrara götürerek tasfiye ile yüz yüze kalınacağını söyleyen Kalkan, “Böyle bir dayatma karşısında Partileşme ile özgürlük ve demokrasi yolunda yeni bir süreci başlatmaktan başka şansımız kalmıyordu’’ dedi. Kalkan şöyle devam etti: ‘’Parti kuruluş kongresine giderken Amed’i Kürdistan’da sosyal, ideolojik ve kültürel bir merkez olma konumundan dolayı özgün ve bilinçli olarak seçtik. Devrimci yurtsever gelişmelerde Amed önemli bir yer tutmuştu. Kürdistan’da örgütleneceksen, Kürdistanlı bir parti olacaksan elbette ki, Amed’te gelişip, örgütlenmelisin. Amed’ten kopuk bir ideolojik ve siyasi gelişme kuzey Kürdistan’da olamazdı. Daha önceki süreçte de toplantılar olmuştu. 77’nin Kasımında yine Amed’te program taslağının tartışıldığı bir toplantı yapılmıştı. ’78 baharında Elazığ’da yapılan toplantıda bir iş bölümü yapılmıştı. Hareket Amed içinde belli bir örgütlülüğe kavuşmuştu. Kasımın sonunda henüz kışa girilmemiş olmasından dolayı hareket etmenin kolaylığı vardı. Güvenlik önemli bir faktördü. Amed merkezden gizli bir biçimde araçlarla kongre yerine taşındılar. Yağışlı bir havaydı. Araçlar akşam üzeri ve çeşitli yerlerden iz kaybetmek için dolaştırılarak kongre yerine ulaştırılmışlardı. Takip çok kolay değildi. Toplantı için seçilen yer cadde üzeriydi. Araç hiç durmadan yavaşlayarak araçtakiler iniyordu. Bu da olası bir takipte fark edilmiyordu. Kongreye katılan delegeler 26 ve 27 Kasımda gündüz evden dışarı hiç çıkmadılar. Akşam karanlık bastığında dışarı çıkışlar oldu. 27 Kasım akşamı araçlarla Amede taşındılar ve oradan dağıtıldılar.

ÖĞRENEN HAREKET OLDUK

PKK I.Kuruluş Kongresi ile profesyonel bir çalışma dönemine girildiğinin görüldüğünü, belirten Kalkan “Kongrede yönetim seçildi, program ve tüzük kabul edildi. Çeşitli kararlar alındı. Örgütlemenin gelişmesi gerektiği belirtildi. Daha önceki toplantılar böyle bir ayrışmayı getirmemişti. Toplantının daha önemli olduğu hissi herkeste gelişti. PKK birçok toplantı yapan ve bu toplantılarda tartışan bir hareketti. Birçok toplantı yapıyorduk. Kuruluş kongresi bunlardan biri oldu. Ancak yapılan toplantılardan farlıydı. Süreç daha resmi profesyonel bir örgüt olmayı gerektiriyordu. Bir partinin kuruluşunu ifade eden manifesto, program ve tüzük hazırlıkları yapılmıştı. Kongrede bunlar tartışıldı. Belgeler olarak kabul edildi. Yönetim seçildi ve partileşmeye karar verildi. Bütün bunların ardından daha ciddi bir sürece girildiğini herkes az çok anladı.

7 KİŞİLİK MK OLUŞTURDUK 

Örgütlenmemizde eksiklikler de vardı. Program tüzük kabul ettik ama bu parti nasıl olacak, ismi ne olacak bunları tam oluşturamadık. Biz sürekli yaptıklarımızla öğrenen bir hareket olduk. Bizler ne başka örgütlere girmiş çıkmış, ne de örgüt tecrübesi edinmiştik. Kadrolar o kadar belirginlik kazanamadığı için bir yönetimi bile seçememiştik.. Biz sosyalist parti deneylerini okuyarak öğrenmiştik. Yedi kişilik bir Merkez Komite de karar kılmıştık. Ama bu yedi kişi kim olacak denildiğinde seçemedik. Üç kişilik bir yürütme seçtik ve bu üç kişi içerisinde Önderliğe yetki vererek diğer kalan dört kişiyi de belirlemeyip, örgütlenme çalışmasını yürütmek için. Herkesle ilişkili olan Önderlikti ve herkesi tanıyordu. İdeolojik doğuştan gurup ve partileşme sürecine kadar olan bütün gelişmeleri Önderlik yürütmüş ve yönetmişti. PKK yöntemlerle yürüyebilecek bir hareketti. Öyle bir davayı yürütme hareketiydi. Yoksa bürokratik, şematik bazı imkânlar üzerinde kurulan bir hareket değildi. Özgürlük davasını, ulusal demokratik davasını fedakârca yürütmeyi esas alan bir militanlaşma çizgisine sahipti.”

BAYIK: PKK DEĞİŞİMİ ZİHNİYETTE YAPTI 

30 yıl önce küçük bir gurupla kurdukları PKK’nin gelinen aşamada artık büyük bir halk hareketi ve yeni bir sisteme dönüştüğünü, bundan dolayı da, eski PKK olmadığını, tamamen farklı ve değişen yönlerinin ortaya çıktığını belirten PKK’nin kurucularından Cemil Bayık, “Stratejik değişim süreci ile birlikte PKK eski PKK gibi iktidarı, devleti hedefleyen bir PKK değil, toplumun özgürleşmesini, demokratikleştirilmesini, toplumun devlet karşısında güç haline getirilmesini, toplumdaki bireyin özgürleşmesi ve güç haline getirilmesini hedefleyen bir PKK’dir” şeklinde konuştu.

PKK’NİN GÜCÜ DİAYALEKTİĞİDİR 

PKK kurulduğunda hem ideolojik, hem de felsefik süreklileşmeyi, halkın ve insanlığın sorunlarına cevap olmayı esas aldığını belirten Bayık, şunları dile getirdi: “Başta Kürt halkı olmak üzere halkları ve insanlığı geliştiren, ona hizmet eden ve büyüten, onu başarıya götüren onun zayıf ve çirkinliklerinden arındıran hususları kendisine temel aldı. PKK kurulduğu gün ile günümüzde vardığı düzey çok farklı. Bu güne bakılarak başlangıçta şöyleydik, bugünde böyle olalım demek doğru ve bilimsel de olamaz. Ama bugünkü düzeyin tabii ki geçmişle, kuruluşla bağı vardır. Bugünü biz başlangıçta yaşıyoruz. Eğer bu kadar değerler ortaya çıkarıldıysa, bu düzey yakalandıysa bunun başlangıçla, kuruluşla bağını kurmak gerekiyor. Bunu hiçbir zaman inkâr etmemek gerekiyor. Fakat hareket tabii ki başladığı gün gibi değildir. Birçok yönüyle başladığı günden çok ilerdedir ve çok farklılaşmıştır. Zaten PKK gelişmişse bundan dolayı gelişmiştir. Ve eğer gelişecekse de böyle gelişecektir. Yani bir hareketi kurduğun gibi sürekli yürütmeye kalkarsan o hareket gelişemez. Bir yere kadar gelişir ve orada tıkanır, kurur biter. Bir hareket sürekli kendini yenilemezse, eskiyen yanlarından kendini arındırmazsa, kendisi için gerekli olan gelişmeyi, yeniliği yaratmazsa o hareketin başarı şansı olamaz. PKK’nin gücü de burada yatıyor.”

23 KATILIMLA KONGRE YAPTIK 

PKK. Kuruluş Kongresine giderken Önderliklerinin yanı sıra Mazlum Doğan ve M.Hayri Durmuş gibi kadroların hazırlıklarının güçlü olduğunu, ama genel anlamda hazırlıkların yetersiz olduğunu belirten Bayık anlatımlarına şöyle devam etti: ” Kuruluş Kongresinin tüm hazırlıklarını yapan ve geliştiren Önderlikti. Bu hazırlıkların kongreye katılacaklar tarafından tümüyle kavrandığı söylemek doğru olmaz. O anlamda tabii ki hazırlıklar zayıftı. Kongre öncesinde alanlarda yapılan toplantılar dizisinde, Kongre delegeleri belirlenmişti. Kimlerin, hangi alandan kaç delegenin katılacağı bu toplantılarla belirlenmişti. 25 kişi civarında bir delege sayısıyla kongreye gidecektik. Kemal Pir arkadaş cezaevinde, Mehmet Karasungur arkadaş da Siverek mücadelesinin başında olduğu için katılamadılar. Toplam 23 katılımla kongreyi gerçekleştirdik. Kongre’nin nerede, ne zaman yapılacağı gizlilik açısından delegeler tarafından bilinmiyordu. Onu bizzat Önderlik üstlenmişti. Mazlum Doğan ve Seyfettin Zuğurlu arkadaşlarla birlikte hazırlık çalışmalarını yürütmüştü. Delegeler Diyarbakır’a çağrıldığında artık Diyarbakır ve çevresinde herhangi bir yerde yapılacağı anlaşılmış oldu. Gelen delegeler Diyarbakır merkezden alınarak kongre yerine götürüldü. Seyfettin Zuğurlu arkadaş evi hazırlamak için bir gün önceden köye gönderilmişti. Kongre yerine gidilince arkadaşlar kongre yerinin orası olduğunu anladılar. Kongre yeri Önderliğimiz tarafından bilinçli olarak Diyarbakır seçilmişti. Diyarbakır Kuzey Kürdistan’da bir merkez rolü oynuyordu. Tarihi açıdan, pratik açıdan ve coğrafik açıdan ele alındığında böyle bir kongreyi Diyarbakır da gerçekleştirmek bilinçli bir seçim ve doğru bir karardı. Önderlik I. kongre için Diyarbakır’ı daha çok tarihte oynadığı role bakarak seçmişti. Diyarbakır yani Amed bunu hak etmişti. Amed sadece geçmişte mücadele katılmasıyla sınırlı kalmadı. Günümüzde de Diyarbakır bu yana mücadelemizde sürekli bir merkez rolü oynadı. Yani PKK mücadelesi resmen başladığından günümüze kadar hep önemli bir rol oynadı. Buda bir kuruluş kongresinin Diyarbakır da yapılmasının ne kadar doğru ve yerinde bir karar olduğunu gösteriyor.”

KONGRE 2 GÜN SÜRDÜ 

Kongre iki gün sürdü. Fazla uzun tutarak, zamana yaydırılmadı. İlk kongre bir kuruluş kongresiydi. Partileşmeye gidiyorduk. Düşman tarafından anlaşılması durumunda çok ciddi bir tehlike ortaya çıkabilirdi. Bir kuruluş kongresinin tartışacağı, kararlaştıracağı hususlarda gerçekleşti. Kongreye katılımda, arkadaşlarda heyecan ve coşku vardı. Ama kongre ve parti olma bilinci, bunun yüklediği sorumluluklar fazla derinliğine anlaşılmamıştı. Ama işte kongreye katılma, partileşme büyük bir coşku ve heyecan yaratıyordu. Biz grup döneminin militanlığıyla kongreye gelmiştik. Her ne kadar Önderlik ön çalışmalarda bunu aştırmak için çaba gösterdiyse de bu çabalarının sınırlı etkileri oldu. Daha çok Önderlik tartışmaları ve değerlendirmeleri kongreyi sürükledi. Dikkat çektiği hususlar oldu. Diğer arkadaşlardan sınırlı sayıda katılım oldu. Mazlum, Hayri vb gibi birkaç arkadaşın tartışmalara katılımı oldu. Geri kalan arkadaşlarda daha çok dinleme, biraz anlamaya çalışma biçiminde bir katılım gösterdi. Önderlik kapanış konuşmasında, yeni bir sürece girildiği ve eski devrimciliğin geride kaldığını, yeni sürecin devrimciliği, militanlığı daha farklı, daha ağır sorumluluklar yüklediği biçiminde uyarılarda bulundu. Önemli olan bir Parti kuruluşu gerçekleştirmekti. Kuruluş kongresi olmasından dolayı daha sonraki yıllarda yaptığımız kongrelerden farklıydı tabii. Daha çok partileşme kararını vermesi gerekiyordu. Onun ilanını yapması gerekiyordu. Onun program, tüzüğünü kararlaştırması gerekiyordu. Kongrede bunu yaptı.”

PKK İSMİ KARASUNGUR’UN ÖNERİSİYDİ 

Kongrede Parti ismi belirlenmemiş daha sonra kararlaştırılmıştı. Hatırladığım kadarıyla PKK adı Mehmet Karasungur arkadaşın önerisiydi. Mazlum Arkadaş da daha sonra bu öneriye katılmıştı. Önderlik bütün öneriler içinden PKK’yi uygun görmüştü. PKK ismi bu şekilde kararlaştırıldı. PKK, Kürt halk tarihinde çok müstesna bir yere sahip oldu. Böyle bir yer edinmesinin nedeni PKK’nin büyük bir değişimi gerçekleştirmesinden ileri geliyor.”

SORUMLULUKLARIMIZ AĞIRLAŞIYOR

PKK hareketinin bir mensubu ve bir kurucusu üyesi olarak PKK’yle olmaktan, PKK’nin yarattığı değerlerle büyümekten büyük mutluluk ve gurur duyduğunu, ama PKK kurucusu olmanın farklı sorumluluklar yüklediğini söyleyen Bayık, “Yeni kurulan bir harekete gelip katılmak belki farklı duygular ve sorumluluklar yükler. Ama bir Parti kurucu bir üyenin duyguları, sorumlulukları daha farklı ve daha büyük olur. Çünkü o hareketi kurup idare etmekle halka katılım ve destek çağrı yapıyorsun. İnsanlarda bu çağrıya güvenerek bunun gereklerine yerine getiriyor. Mücadeleye senin çağrıların üzerine katılarak, her şeyini veriyor. Kaderini, geleceğini, insanlığını bu hareketle özdeşleştiriyor. Buna yol açan biri olarak eğer bu insanların umutlarına, beklentilerine yeterli cevap olamazsan bunun yaratacağı vicdani sorumlukları çok ağırdır. Yani karşılığı verilmedi mi, insanlarda umut yaratırsan, insanlar her şeyinden vazgeçerek bu umutla harekete geçerse, her şeyini ortaya koyarsa ama sen bu insanların bu çaba ve güvenlerine çözüm gücü olmazsan, bunları zedelersen veya boşa çıkarırsan tabii ki insanlık ve bu halk adına büyük bir suç işlemiş olursun. Bundan daha ağır bir suç olamaz. Onun için kurucu bir üye her koşul altında sorumluluklarını görür ve görmek zorundadır. Hareketin sağlıklı gelişimini, başarısını hesaplamak durumundadır. Bunun için gerekli her türlü fedakarlığı, cesareti, bilinci göstermek zorundadır. Bende bir kurucu üye olarak günümüze kadar bu duygu ve sorumluluk bilincini hiçbir zaman zayıflatmadım. Her zaman bunların ağırlığını taşıdım. Ve taşımaya da devam edeceğim’’ şeklinde konuştu.

PKK HALKA GÜVEN VERDİ 

Bayık şunları söyledi: “Halk PKK’de şunu gördü; PKK’nin söylemi ile pratiği birbirini tutuyor. Bu güven verdi. PKK’lilerin yaşam tarzı, mücadele tarzları güven verdi. Halk PKK militanlarının kendileri adına bir yaşamlarının olmadığı, kendileri adına bir istemlerinin olmadığını, sorunlarının olmadığını, yaşamlarının 24 saatini bu halkın özgürlük davasına adadıklarını gördü. Diğer örgütlerden farkını burada gördü. Böyle bir harekete destek vermeye, giderek geleceğini bütünüyle bir harekete bağlamaya, başladı. Hareket böyle kitleselleşti. Ve bugünkü düzeye geldi.”

PKK’DE DEĞİŞİM YENİYİ ARAMAKTIR 

İnsanlığın neolitikten günümüze kadar yaşadığı sorunların kaynağında egemenlik ve köleliğe dayalı, iktidar ve devlet olmaya dayalı bir sistemin sürdürülmesinden kaynaklandığının altını çizen Bayık devamla şunları vurguladı: “Eğer insanlığın adalet, eşitlik, özgürlük ve demokrasi gibi sorunları çözülmek isteniyorsa o zaman egemenlik ve köleliği esas almayan onun içinde devlet ve iktidarı hedeflemeyen bir zihniyetin ve bu zihniyete dayalı bir örgütlenme ve eylemin geliştirilmesi gerekiyordu. Bir devleti diğer bir devlet, bir iktidarı diğer bir iktidarla değiştirme yerine bütün eşitsizliğin, adaletsizliğin, baskının, vahşetin, köleliğin, ezilmenin, hukuksuzluğun kaynağı olan devletin nasıl küçültülebilir, etkisizleştirilebiliri esas almak, onun içinde devleti değil, toplumu esas almak, toplumun güçlenmesini, toplumdaki bireyin güçlenmesini esas almaktır. Özgür toplum, özgür bireyi yaratarak toplum ve bireyi güçlendirerek devleti güçsüzleştirip anlamsız hale getirmektir. Eğer bu gerçekleştirilse insanlığın, özgürlük, adalet, demokrasi, eşitsizlik sorunları giderilebilir. Başka türlü özgür insan, özgür toplum, özgür birey gerçekleşmez.

DEĞİŞİMİN KÖKÜ İNKAR DEĞİLDİR 

“Önderlik reel sosyalizm ve PKK’nin pratiğini de dikkate alarak bunun çözümlenmesini yaptı. O yüzden PKK’de köklü değişikliklere gitti. Yani tümden PKK’den, eskiden kopma anlamında değil. PKK de yaşayan, yaşam bulacak olan yanı daha da geliştirdi. Ölen yanları hızla görüp onları PKK’den temizledi. Önderlik bende değişme yok diyor. Düşüncelerimde derinleşme var diyor. Onu da doğru anlamak gerekiyor. PKK ve APO’cu hareketteki değişim kendi olumlu, canlı yanlarını daha da güçlendirme, cevap vermeyen ölü yanları temizleme bu temelde PKK’deki ilerlemeyi, değişimi gerçekleştirmektir. PKK’deki değişim tarihinden, kökünden bütünüyle kopma, inkâr etme değildir. Bunun PKK ve Önderlikle bir alakası yoktur. PKK, kurulduğunda devleti, iktidarı hedefliyordu. Kuruluş amacı oydu. O bir zihniyetti bu zihniyetin insanların sorunlarını çözmediği ortaya çıkmıştı. O zaman insanların sorunlarını çözecek bir zihniyeti esas almak gerekiyordu. İşte PKK’deki en büyük değişim budur. Buradan yeni bir zihniyet yaratma, o zihniyete dayalı örgüt ve eylem, yine ahlak yaratmayı esas aldı. Buradan yeni bir sistem yaratmayı esas aldı. Önderlik ve hareket yıllarca bunun için çabaladı.

KKK YENİ BİR SİSTEM BAYRAĞIDIR 

Önderlik değişimin zihniyet yapısını ifade eden sisteminin formüle edilmiş biçimini 2005 Newroz’una kadar tüm yönleriyle netleştirerek resmi ilanına gitti. Nasıl bir sistemi öngörüyor, bu sistemin felsefesi nedir, ideolojisi nedir, dayanakları nedir bütün bunları netleştirdi ve sistemi ilan etti. O sistemin bayrağını da kendisi belirledi. Adını Koma Komalên Kürdistan koydu. Ve ‘ben artık bu sistemin önderiyim’ dedi. Bununla yeni bir dönem açtı ve yeni bir mücadele başlattı. KKK yeni bir sistemin bayrağını kaldırarak insanlığın eline verdi. Benim sistemim, bayrağım budur, önderliğimde böyle bir önderliktir, bunu şerefle taşıyorum dedi. İnsanlık tarihinde, PKK tarihinde bir dönemi kapattı yeni bir sayfayı açtı. Bu görkemli sayfanın açılması, büyük bir mücadelenin başlatılması oldu. PKK yeni doğarken de büyük bir mücadeleyi başlattı. PKK doğarken de toplumsallaşmayı hedefleyen bir hareketti. Mücadelesinde belli bir düzeye geldikten sonra devlete dayalı iktidar sorunlarının ortaya çıktığını gördü. Önderlik bunların reel sosyalizmle olan bağını çözdü, onun ideolojik, felsefi, örgüt ve eylem anlayışıyla olan bağını gördü. Oysaki PKK toplumsallaşmak isteyen bir hareketti. Bunun tedbirlerini aldı. Bunu sadece PKK açısından yapmadı. İnsanlık açısından da yaptı. Bu açıdan büyük bir mücadele yürüttü. Bu büyük mücadelenin dayanaklarını ortaya çıkardı.”

2 thoughts on “PKK KURULUŞU

  1. bir kurt neferi olarak PKK gucve harekatinin, bende yaratigi dusuncenin yogunlugunu, ve degisimi butunuyle yazmak ve yorumlamak isterdim, ancak goz onune getirdigimzaman sadece bunun suresini sahsi omrumun yetemeyecegini goruyorum kisa olarak BASKAN APO,nun dedigi PKK bitmez tukenmez bir essiz romandir

    • yaşasın devrim yaşasın özgür halk devrimi yaşasın kemal mazlum hayri mahsun mahir ibrahim deniz yusuf hüseyin akif sinan vede bütün solşehitleri yaşasın öz gürlük insanlar ölmesinnn

ŞÎROVEKIRIN - YORUM

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logo

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter picture

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook photo

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ photo

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s